Monday, January 26, 2026

Hafıza Islık Çalıyor, Renkler Aryaya Dönüşüyor

Eda Çamlı  |  Ed. Seda İstifciel

Haftalık Sanat Haberleri (26 Ocak- 2 Şubat) :

Gölgedeki Masallar

Defne Camcıoğlu’nun sanat pratiğinin erken dönemlerinde başlayan ve zaman içinde farklı biçimlere evrilen Mısır Şapkalı Karınca projesini merkezine alan Gölgedeki Masallar başlıklı sergi, 6 Şubat–20 Mart tarihleri arasında offgrid art project’te sanatseverlerle buluşuyor.

Camcıoğlu’nun üretiminde tekrar eden dağ ve doğa imgeleri; bu imgelerden türeyen desenler ile kumaş üzerine işlenen iğne işleri, renk ve kompozisyon aracılığıyla bütünlüklü bir görsel dil oluşturuyor. Sergi, sanatçının pratiğindeki süreklilik ve dönüşüm ilişkilerini görünür kılan kapsamlı bir seçki sunarken, farklı dönemlerde üretilmiş çalışmaların yan yana gelişiyle hem zamansal bir akış hem de biçimsel evrim izlenebiliyor.

Sergide ölçek, merkez ve önem ilişkileri sabitlenmiyor; büyük ile küçük, merkezi olan ile arka planda kalan sürekli yer değiştiriyor. Deforme edilmiş oranlar, alışıldık dışı renk birliktelikleri ve tekrar etmeyen düzenlemeler, her işte yeniden kurulan özgün bir anlatım dili yaratıyor. Bu yapı, izleyiciyi doğrusal bir anlatıdan ziyade döngüsel bir deneyime davet ediyor.

Gölgedeki Masallar’ın kurgusu, işler arasında eklemlenen ve ayrışan ilişkiler üzerinden ilerliyor. Sanatçı, bir yandan açık uçlu ve haritamsı bir yayılma biçimini, diğer yandan köklenen ve yukarı doğru gelişen bir yapısal düzeni eş zamanlı olarak kullanıyor. Renk ve kompozisyon, Camcıoğlu’nun pratiğinde cinsiyet rolleri ve temsil biçimleriyle ilişki kurarak farklılaşan anlam katmanları üretiyor.

Mısır Şapkalı Karınca’dan türeyen sahneler, manzara resimlerine dönüşürken; bu resimler simetrik düzenlemeler aracılığıyla desenlere, desenler ise iğne işleriyle yeni bir üretim katmanına evriliyor. Sergide yer alan iğne işleri, kişisel hafıza ile gündelik nesnelerden türeyen imgeleri bir araya getirerek bireysel ve kolektif referansların kesiştiği bir alan açıyor.

Gölgedeki Masallar, Defne Camcıoğlu’nun içsel referansları ile dış dünyadan beslenen imgeler arasında kurduğu üretim sürecini; renk, desen ve malzeme üzerinden yapılandırılmış bütünlüklü bir deneyim olarak izleyiciye sunuyor.


 *Görsel, offgrid resmi instagram hesabından alınmıştır.

Islık Çalan Hafıza

Yapı Kredi Müzesi, Akram Zaatari, Hilal Can ve Michael Rakowitz’in eserlerini müze koleksiyonundan seçkilerle bir araya getiren Islık Çalan Hafıza başlıklı sergiyi 7 Haziran’a kadar sanatseverlerle buluşturuyor. Sergi, hafızayı sabit ve kapanmış bir alan olarak değil; her çağrıda yeniden şekillenen, yaşayan bir anlatı olarak ele alıyor.

Yapı Kredi Müzesi’nin Nümizmatik ve Gölge Oyunu Tiyatrosu koleksiyonlarından yola çıkan sergi, tiyatro ve gösteri tarihinden Osmanlı Dönemi arkeolojik kazılarına, Mezopotamya’ya uzanan çok katmanlı bir anlatı sunuyor. Islık Çalan Hafıza, tarihi doğrusal bir aktarım yerine; beden, nefes ve sesle kurulan bir yeniden canlandırma pratiği olarak düşünmeye davet ediyor. Hafıza, burada sessiz bir kayıt değil, sürekli harekete geçen bir çağrı alanı olarak beliriyor.

Müze Direktörü Burcu Çimen’in küratörlüğünde hazırlanan sergide yer alan sanatçılar, tarih yazımı ile hikâye anlatımı arasındaki ilişkiyi sorguluyor. Michael Rakowitz’in eserleri, Irak Savaşı’nın yarattığı yıkımı ve bu sürecin Mezopotamya’daki kültürel miras üzerindeki etkilerini görünür kılıyor. Akram Zaatari, Osman Hamdi Bey’in Sayda kazılarına ait arşivi fotoğraflar ve yeni çeviriler aracılığıyla yeniden ele alırken; Hilal Can, Karagöz ve Hacivat’ın ışık ve gölgeyle kurulan anlatı dilini mitoloji ve bedenin politik konumu üzerinden yorumluyor.

Islık Çalan Hafıza, tarihin nasıl, kim tarafından ve hangi diller aracılığıyla anlatıldığı sorusunu merkeze alarak, izleyiciyi geçmişle kurulan anlatı biçimlerini yeniden düşünmeye çağırıyor.

Sergi kapsamında mart ayında yayımlanacak katalogda Seçil Epik, Edhem Eldem ve Vid Simoniti’nin sergi sanatçılarının pratiklerine odaklanan metinleri yer alacak. Yayında ayrıca, Osman Hamdi Bey’in 1892 yılında Théodore Reinach ile birlikte kaleme aldığı Sayda kazılarına ilişkin rapor niteliğindeki anılar, ilk kez Türkçe çevirisiyle okurla buluşacak. Serginin ve yayının editörlüğünü Sanat Dünyamız dergisi editörü Fisun Yalçınkaya üstleniyor.


 *Görsel, sanat.ykykultur resmi instagram hesabından alınmıştır.

Tüm Renklerin Aryası

Cumhuriyet dönemi ve Türkiye modern tarihinin en önemli kadın sanatçılarından Semiha Berksoy’un çok yönlü üretimlerini bir araya getiren Tüm Renklerin Aryası başlıklı sergi, 6 Eylül’e kadar İstanbul Modern’de sanatseverlerle buluşuyor.

Türkiye’de gerçekleştirilen en kapsamlı Semiha Berksoy sergisi olma özelliğini taşıyan ve Flormar sponsorluğunda düzenlenen Tüm Renklerin Aryası, sanatçının sahne sanatlarından görsel sanatlara, sinemadan edebiyata uzanan üretimini bütüncül bir bakışla ele alıyor. Opera, tiyatro, resim ve edebiyat arasında kurduğu özgün ilişkiler, 200’ü aşkın yapıt aracılığıyla izleyiciye aktarılıyor. Erken dönem desenlerden opera temalı resimlere, otoportre ve portrelerden çarşaf resimlerine uzanan seçki; Berksoy’un kişisel mitolojisini, sahneyle kurduğu güçlü bağı ve sanatsal evrenini tematik bir kurgu içinde görünür kılıyor.

Sergi, Semiha Berksoy’un yalnızca görsel sanatlardaki üretimini değil, sahne sanatlarına yaptığı katkıları da kapsıyor. Sanatçının başrolünde yer aldığı operalar, sahne aldığı tiyatro oyunları, yayımlanan öyküsü ve Türkiye’nin ilk sesli filmi İstanbul Sokaklarında gibi yapıtlar, Berksoy’un disiplinlerarası pratiğinin genişliğini ortaya koyuyor. Yaşamının dinamizminden beslenen bu üretimler, sanatın evrenselliği ve insan ruhunun yaratıcı gücü üzerine düşünmeye alan açıyor.

İstanbul Modern’deki Semiha Berksoy: Tüm Renklerin Aryası sergisi, müzenin Şef Küratörü Öykü Özsoy Sağnak, Küratör Deniz Pehlivaner ve Asistan Küratör Yazın Öztürk tarafından hazırlandı. Sanatçının üretimini Almanya’da ilk kez kapsamlı biçimde ele alan Semiha Berksoy: Singing in Full Color sergisi ise 6 Aralık 2024–11 Mayıs 2025 tarihleri arasında Berlin’de Hamburger Bahnhof – Nationalgalerie der Gegenwart’ta gerçekleşti. Sam Bardaouil ve Till Fellrath küratörlüğünde, Emily Finkelstein ve Agnes Lammert’ın asistan küratörlüğünde operatik bir sahne olarak kurgulanan bu sergi, Berksoy’un Berlin ile kurduğu uzun soluklu ilişkiyi ve çok disiplinli üretimini görünür kıldı.

İstanbul Modern’de sunulan sergi, bu uluslararası serginin ölçeği genişletilmiş ve yeni bir küratöryel çerçeveyle yeniden ele alınmış versiyonu olarak; ses kayıtları, görüntüler, efemera ve fotoğraflarla zenginleştirilmiş çok katmanlı bir anlatı sunuyor.


*Görsel, İstanbul Modern resmi web sitesinden alınmıştır.


Leave your comment